İçindekiler
- 1Yenilik tek bir şey sorar: bunu daha önce, herhangi bir yerde gösteren oldu mu
- 2Buluş basamağı, başvuruların çoğunu eleyen testtir
- 3Sanayiye uygulanabilirlik düşük ama gerçek bir eşiktir
- 4Üç test birlikte çalışır ve en zayıf olanı sonucu belirler
- 5Bir patent tescil ettirmek için ödeme yapmadan önce elinizde bir buluş olup olmadığına karar verin

Bursa'da bir mühendis, atölyesindeki diğer her şeyden daha sağlam tutan bir kelepçe geliştirir. Mükemmel çalışır, meslektaşları etkilenir ve mühendis bu buluşun patenti hak ettiğinden emindir. Altı ay sonra uzman başvuruyu reddeder; kelepçe kötü olduğu için değil, 2014 tarihli bir Alman kataloğu aynı çene ve kol düzenini zaten gösterdiği için. Kelepçe gerçekten işe yarıyor. Ama hukuki anlamda yeni değil ve test, işe yarayıp yaramadığı değildir. İşte akıllıca bir ürün ile patentlenebilir bir buluş arasındaki bu boşluk, ilk kez başvuran çoğu kişiye para kaybettirir. Bunun temelinde, kanunun bir tekel hakkı tanımadan önce her buluşa sorduğu üç soru yatar.
Sınai Mülkiyet Kanunu (6769 sayılı Kanun) uyarınca bir buluş, ancak bu üç engeli aynı anda aştığında patent alabilir: yeni olmalı, buluş basamağı içermeli ve sanayiye uygulanabilir olmalıdır. Bunlardan biri sağlanmazsa, diğerleri ne kadar güçlü olursa olsun başvuru reddedilir. Her testin gerçekte neyi ölçtüğünü anlamak, güvenle başvurmak ile ret cevabı için ücret ödemek arasındaki farktır.
Yenilik tek bir şey sorar: bunu daha önce, herhangi bir yerde gösteren oldu mu
Yenilik ilk kapı ve en mutlak olanıdır. Bir buluş, tekniğin bilinen durumuna dahil değilse yenidir; tekniğin bilinen durumu ise başvuru tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir dilde, herhangi bir yolla kamuya sunulmuş her şeydir. Coğrafi bir sınır ya da dil istisnası yoktur. Japonya'da savunulan bir tez, Brezilya'da satılan bir ürün, Kore'de yayımlanmış bir patent, bir forum gönderisi, bir kongre posteri: bunların herhangi biri, daha önce hiç duymamış olsanız bile yeniliğinizi ortadan kaldıran açıklama olabilir.
Karşılaştırma katı ve mekaniktir. Yeniliği bozmak için tek bir önceki kaynağın, buluşunuzun bütün unsurlarını tek bir yerde açıklaması gerekir. Uzmanlar yeniliğe saldırmak için üç ayrı belgeyi bir araya getirmez; bu, bir sonraki testin işidir. Dolayısıyla daha önceki tek bir açıklama buluşunuzun tamamını içermediği sürece buluş yenidir. Burada önemli bir ayrım vardır: önceki belge unsurlardan birini bile eksik bırakıyorsa yeniliği tek başına ortadan kaldıramaz, ama bu çoğu zaman buluşu kurtarmaz, çünkü o eksik parça da çoğu kez bir sonraki testte aşikar sayılır. Çoğu buluş sahibinin düştüğü tuzak kendi davranışlarıdır. Bir fuarda prototip göstermek, gizlilik sözleşmesi olmadan bir yatırımcıya mekanizmayı anlatmak, bir akademik makale yayımlamak ya da tasarımı sosyal medyada paylaşmak buluşu kamuya sunmak sayılır ve kendi açıklamanız kendi başvurunuzu batırabilir. Önemli olan, açıklamanın bir uzmanın buluşu uygulayabileceği kadar ayrıntı içerip içermediğidir; bir ürünün dışarıdan görünmesi değil, nasıl çalıştığının anlaşılır biçimde ortaya konması yeniliği bozar.
Türkiye, buluş sahibinden kaynaklanan açıklamalar için on iki aylık bir hoşgörü süresi tanır ve bu süre erken bir ifşayı zaman zaman kurtarabilir. Bu bir güvenlik ağıdır, bir plan değil; çünkü pek çok ülke böyle bir süre hiç tanımaz ve Türkiye'de bağışlanabilir bir açıklama, ihracat pazarlarınızda haklarınızı yine de mahvedebilir. Yeniliği koruyan disiplin nettir: kimseye söylemeden önce başvurun. Başvurudan önce yapılan bir patent araştırması, aksi halde yalnızca uzmanın raporunda, artık hiçbir şey yapamayacağınız bir anda ortaya çıkacak açıklamayı önceden bulmanızı sağlar.
Buluş basamağı, başvuruların çoğunu eleyen testtir
Yeniliği aşmak gereklidir ama çoğu zaman yeterli değildir. İkinci soru daha zor ve çok daha özneldir: buluş bir buluş basamağı içeriyor mu. Hukuki ölçüt, buluşun tekniğin bilinen durumu dikkate alındığında ilgili alandaki uzman için aşikar olmamasıdır. Bu ifade testin bütün ağırlığını taşır, bu yüzden parçalarına ayırmaya değer.
İlgili alandaki uzman gerçek bir kişi değil, hukuki bir kurgudur. İlgili alanda deneyimli, tekniğin bilinen durumundaki her şeyden haberdar, yetkin ve metodik ama hiçbir buluş kıvılcımı taşımayan bir uzmanı düşünün. Uzmanın sorduğu soru şudur: aynı sorunla karşılaşan ve mevcut bilgiyle donanmış bu varsayımsal uzman, sizin çözümünüze aşikar bir sonraki adım olarak ulaşır mıydı. Cevap evet ise, daha önce kimse harfiyen yapmamış olsa bile buluş basamağı yoktur. Yenilik aşikar bir kombinasyondan sağ çıkabilir; buluş basamağı çıkamaz.
Bir buluşun tamamen yeni olup yine de patentlenemez olmasının nedeni budur. Bilinen bir sensörü bilinen bir makineye, sektördeki herkesin aklına geleceği biçimde monte etmek dar anlamda yenidir, çünkü hiçbir belge tam olarak bu eşleşmeyi göstermez; ama aşikardır, dolayısıyla buluş basamağı eksiktir. Yenilikten farklı olarak buluş basamağı, uzmanın bunları bir araya getirmek için bir nedeni olduğu sürece birden çok önceki kaynağın birleştirilmesiyle çürütülebilir. Önemli olan da bu nedenin varlığıdır: iki belgenin teorik olarak birleştirilebilmesi yetmez, uzmanın o gün eldeki sorunu çözmek için onları birlikte ele almaya yönelmiş olması gerekir. Sonradan bakıldığında her çözüm aşikar görünebilir; bu yüzden değerlendirme, buluşun yapıldığı andaki bilgiye göre yapılır, sonradan edinilen kavrayışa göre değil. Buluş basamağı tartışmasını kazandıran gerekçeler genellikle beklenmedik bir sonuca, başkalarının çözememiş olduğu bir sorunun çözümüne, sektörde yerleşik bir önyargının aşılmasına ya da tekniğin bilinen durumunun ne sağladığı ne de işaret ettiği bir teknik etkiye dayanır.

Sanayiye uygulanabilirlik düşük ama gerçek bir eşiktir
Üçüncü koşul, başvuru sahiplerinin en az kaygılandığı ve en çok yanlış anladığı koşuldur. Bir buluş, tarım dahil herhangi bir sanayi dalında üretilebiliyor ya da kullanılabiliyorsa sanayiye uygulanabilirdir. Buradaki sanayi kelimesi geniş okunur. Fabrikalarla sınırlı değildir; yararlı ve tekrarlanabilir hemen her faydalı faaliyet alanını kapsar.
Sıradan bir mekanik, kimyasal ya da elektronik buluş için bu test neredeyse her zaman zahmetsizce karşılanır, bu yüzden pek dikkat çekmez. Bir makine üretilebiliyor ve çalıştırılabiliyorsa, bir kimyasal bileşik sentezlenip kullanılabiliyorsa, koşul zaten sağlanmış sayılır. Asıl mesele sınırlarda devreye girer. Fiziksel olarak imkansız bir şeye dayanan bir cihaz, klasik örneği sürekli hareket makinesidir, gerçekten çalıştırılamadığı için bu testi geçemez. Sonucu güvenilir biçimde tekrarlanamayan bir yöntem de aynı nedenle elenir. Sanayiye uygulanabilirlik aynı zamanda patentlenebilir olan ile tamamen istisna tutulan arasındaki bir sınırı çizer: somut bir teknik kullanımı olmayan salt bir bilimsel keşfin ya da soyut bir yöntemin sanayide uygulanacak bir yanı yoktur.
Dolayısıyla sanayiye uygulanabilirlik normal bir ürünü nadiren batırsa da, görmezden gelebileceğiniz bir formalite değildir. Başvurunuzun bir teori ya da temenni yerine işleyen, tekrarlanabilir bir teknik çözüm anlatması gerekmesinin nedeni budur ve iyi hazırlanmış bir patent başvurusu, buluşun nasıl yapıldığını ve kullanıldığını anlatırken bunu adeta yan etki olarak ortaya koyar.
Üç test birlikte çalışır ve en zayıf olanı sonucu belirler
Üç koşulu, uzmanın sırayla işlettiği bir dizi olarak okumak yardımcı olur. Önce, talep edilen buluş kanunun patentlenmesine izin verdiği türden bir şey mi ve sanayiye uygulanabilir mi. Ardından, tekniğin bilinen durumunun tamamı karşısında yeni mi. Sonra, zaten bilinenler göz önüne alındığında aşikar bir adımdan fazlası mı. Bir başvuru üçünü de geçmek zorundadır; birini geçemediği anda gerisi önemini yitirir.
Bu sıralama, başvurudan önce emeğinizi nereye harcamanız gerektiğini gösterir. Uygulamada çoğu ret, yenilik ve buluş basamağı reddidir ve ikisi de aynı şeye bağlıdır: tekniğin bilinen durumuna açık gözle bakmak. Alanınızda halihazırda neyin var olduğunu bilmeden buluşunuzun yeni olup olmadığına karar veremez, aşikar olup olmadığına ise kesinlikle karar veremezsiniz. Başvurudan sonra değil önce araştırma yapmanın pratik gerekçesi budur. Uzman, siz önce baksanız da bakmasanız da istemlerinizi tekniğin bilinen durumuyla karşılaştıracaktır; tek soru, sorunları hâlâ etrafından yeniden yazabilecekken mi yoksa zaten tescil alamayacak bir başvuru için ödeme yaptıktan sonra mı bulacağınızdır.
Bir patent tescil ettirmek için ödeme yapmadan önce elinizde bir buluş olup olmadığına karar verin
Patentlenebilirlik, bir buluşun ne kadar etkileyici ya da ticari açıdan umut verici olduğuyla ilgili değildir. Üç soru üzerine kurulu dar bir hukuki değerlendirmedir: dünyanın herhangi bir yerinde yeni mi, uzman bir profesyonel için aşikar bir adımdan fazlası mı ve sanayide uygulanabilir mi. Bir ürün mükemmel olup yine de elenebilir, genellikle yenilik ya da buluş basamağında ve neredeyse her zaman düzgün bir araştırmanın erkenden ortaya çıkaracağı nedenlerle. Bir buluşunuz varsa ve başvuruya bağlanmadan önce bu üç testi aşıp aşmadığına dair dürüst bir görüş istiyorsanız, patent uzmanlarımız önce ön araştırmayı yapıp patentlenebilirliği değerlendirebilir, ardından buluş sağlam bir zemine oturduğunda patent tescili aşamasına geçebilir.

