Sistem PatentSistem Patent
Menü
PATENT TESCİL

Üniversite Araştırmasını Patente ve Gelire Dönüştürmek

Üniversiteler ve teknoloji transfer ofisleri akademik buluşları nasıl korur: yayımdan önce başvuru, 6769 sayılı Kanun'da mülkiyet, lisanslama ve spin-out.

Sistem Patent·7 dk okuma
Paylaş:
İçindekiler
  1. 1İlk kamuya açıklama, buluşu korumanın ne kadar değerli olduğunu belirler
  2. 2Teknoloji transfer ofisi köprüdür ve devreye erken girmek zorundadır
  3. 3Akademik buluşlarda başvuru stratejisi farklı bir saate göre işler
  4. 4Patentin değerini bilmek anlaşmayı gerçek kılan şeydir
  5. 5İki çıkış yolu: patenti lisanslamak ya da bir şirket kurmak (spin-out)
Bir üniversite araştırmacısı ile teknoloji transfer uzmanının yayımdan önce patent başvurusunu incelemesi, Türkiye'de akademik buluş ticarileştirmesini gösteren görsel

Bir Türk üniversitesindeki malzeme bilimi grubu, endüstriyel filtrelerin ömrünü üç katına çıkaran bir kaplama geliştirmek için dört yıl harcar. Ekip lideri sonuçtan gurur duyar ve akademisyenlerin yapmak üzere yetiştirildiği şeyi yapar: bulgularını yüksek etkili bir dergiye gönderir ve aynı ay verileri uluslararası bir kongrede sunar. Bilim mükemmeldir. Laboratuvarının önümüzdeki on yılını finanse edebilecek patent ise artık olması gerekenin küçük bir kısmı kadar değerlidir, çünkü buluş herhangi bir başvuru yapılmadan önce kamuya sunulmuştur. Laboratuvarda yanlış giden bir şey yoktur. Fikri mülkiyet, yalnızca ticari takvim yerine akademik takvimde ilerlemiştir; akademik takvimde ise hızlı yayımlamak başlı başına bir hedeftir.

Üniversite araştırmalarının ticarileştirilmesindeki temel gerilim budur ve bir teknoloji transfer ofisinin var olma sebebinin tam ortasında durur. Üniversite, korunmaya değer buluşlar üretir; ancak yayımlama, öğrenci mezun etme ve fonlayıcılara sonuç raporlama baskısı gibi teşvikleri, bir patentin ihtiyaç duyduğu disiplinin tam tersi yöne iter. Bu açığı kapatmak bir evrak işi değildir. Akademik bir sonucu korunan, lisanslanabilir bir varlığa dönüştüren yapılandırılmış bir süreçtir ve yalnızca kurallar bilim kamuya açılmadan önce anlaşıldığında işler.

İlk kamuya açıklama, buluşu korumanın ne kadar değerli olduğunu belirler

Türkiye'de yenilik mutlaktır. Sınai Mülkiyet Kanunu (6769 sayılı Kanun) uyarınca bir buluş, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir dilde, herhangi bir yolla kamuya sunulduğu anda yeni olmaktan çıkar. Bir üniversite için araştırmanın olağan çıktıları, tam da açıklama sayılan şeylerdir: bir dergi makalesi, bir kongre posteri, herkese açık savunulan bir yüksek lisans ya da doktora tezi, bir bildiri kitabındaki özet, hatta buluşun nasıl çalıştığını anlatan ayrıntılı bir proje raporu. Erken paylaşma yönündeki akademik içgüdü, patent diliyle söylersek, kendi haklarını yok etme içgüdüsüdür.

Türkiye, buluş sahibinden kaynaklanan açıklamalar için on iki aylık bir hoşgörü süresi tanır ve bu süre, yurt içinde erken bir ifşayı kurtarabilir. Bu bir güvenlik ağıdır, bir plan değil. Bir girişimin ileride hedefleyeceği ihracat pazarlarının çoğu böyle bir süre tanımaz; dolayısıyla Türkiye'de bağışlanabilir bir açıklama, Avrupa'da ve başka yerlerde patentlenebilirliği yine de batırabilir. Bir araştırma grubunu koruyan kural tek cümleliktir ve yayımlama üzerine kurulu bir kültürde uygulaması zordur: açıklamadan önce başvurun. Makale çıkmadan önce yapılmış temiz bir patent başvurusu, rüçhan tarihini sabitler ve hoşgörü süresini planlı bir kongre sunumuna harcamak yerine gerçek kazalar için yedekte tutar.

Pratik çözüm bilimi yavaşlatmak değildir. Bir sonucun yazıya döküldüğü an ile herhangi bir yere gönderildiği an arasına kısa ve gizli bir değerlendirme yerleştirmektir. Bir teknoloji transfer ofisinin patentlenebilirliği değerlendirip bir rüçhan başvurusu yapması için genellikle birkaç hafta yeterlidir; ardından araştırmacı dilediğince yayımlar. Makale yine çıkar. Yalnızca ikinci sırada çıkar.

Üniversite Araştırmasını Patente ve Gelire Dönüştürmek gorseli

Teknoloji transfer ofisi köprüdür ve devreye erken girmek zorundadır

Araştırma ölçeği belirli bir düzeye ulaşan çoğu üniversite, çoğunlukla TTO ya da Türkiye'de TTM denen bir teknoloji transfer ofisi işletir. Görevi, buluşları sızmadan önce yakalamak, hangilerinin korunmaya değer olduğuna karar vermek, başvuru sürecini yönetmek ve patenti bir ürüne dönüştürecek sanayi ortağını bulmaktır. Bir TTO'nun başarılı olup olmayacağını belirleyen en büyük etken zamanlamadır. Bir buluşu kongreden sonra duyan ofis hasar kontrolü yapıyordur. Araştırmacıların gerçekten kullandığı basit bir buluş bildirim formuyla araştırma akışının içine yerleşmiş bir ofis ise, haklar hâlâ korunaklıyken harekete geçme şansını yakalar.

Tüm sistemi işler kılan şey, işleyen bir bildirim alışkanlığıdır. Araştırmacıların, ticari olabileceğini düşündükleri bir sonucu bildirmek için adı belli bir muhataba ve kısa, tarihli bir forma ihtiyacı vardır; üstelik bunu, yayım için herhangi bir şey göndermeden önce yapmaları gerekir. TTO ardından hızlı bir eleme yürütür: sonuç yeni mi, teknik bir sorunu çözüyor mu, makul bir pazar var mı ve buna kim öder. Bu eleme, üniversitenin korumaya para harcayıp harcamayacağına ya da sonucu doğrudan yayıma bırakıp bırakmayacağına karar verir. Her bulgu bir patenti hak etmez ve iyi bir ofis, evet demeye olduğu kadar hayır demeye de hazırdır.

Üniversite buluşunun kime ait olduğunu fikri kimin bulduğu değil, kanun belirler

Akademik personelin yaptığı buluşlar 6769 sayılı Kanun'un hizmet buluşu çerçevesine girer; ancak üniversiteler, sıradan işverenlerden farklı bir yolda durur. Bu kapsama giren bir akademik buluşun hakları kuruma ait olur ve buluşu meydana getiren akademisyen, buluş ticarileştirildiğinde elde edilen gelirden kanunen belirli bir paya hak kazanır. Bu gelir payı kanundan doğar. Konuya ilişkin bir sözleşme imzalanmış olsun ya da olmasın vardır ve tüm modeli adil kılan motor da budur: üniversite laboratuvarı, fonu ve ticarileştirme mekanizmasını sağlar, buluşu yapan da buluşun getirdiğinden anlamlı bir pay alır. Belirli oranlar ve usul, akademik rejime özgüdür; bu yüzden bir araştırma ekibi, bir şirket mühendisine uygulanan kuralların aynen kendilerine de uygulandığını varsaymak yerine mülkiyeti kendi başına bir soru olarak ele almalıdır.

Akademik buluşlarda başvuru stratejisi farklı bir saate göre işler

Üniversite buluşları genellikle erken aşamadadır. Bitmiş bir üründen çok bir ilkeyi kanıtlarlar ve bu durum, nasıl başvurulmaları gerektiğini de şekillendirir. İlk ulusal başvuru, rüçhan tarihini düşük maliyetle tesis eder ve korumayı başlatır. Buradan sonra Paris Sözleşmesi kapsamındaki on iki aylık rüçhan penceresi asıl kaldıraç hâline gelir: bir ticari ortak ya da daha net bir pazar resmi ortaya çıktığında ekibin Türkiye'deki başvuru tarihini yurt dışına taşımasına olanak verir; böylece bu rüçhana dayanan bir uluslararası başvuru, ilk başvuru erken ve ucuza yapılmış olsa bile ihracat pazarlarında yeniliği korur. Bir araştırma grubu, ilk günden hangi ülkelerin önemli olduğunu nadiren bilir. Rüçhan penceresi, bunu öğrenmek için gereken bir yılı kazandırır.

Akademik başvurunun bir başka gerçeği de varlığın genellikle bir mekanizma, bir bileşik ya da bir süreç üzerindeki patent olması ve istemlerin genişliğinin lisanslama değerini belirlemesidir. Bir kongre tarihine yetişmek için aceleyle yapılan dar bir başvuru, laboratuvarın kurduğu somut uygulamayı korurken daha geniş ilkeyi başkalarına açık bırakabilir. İşte başvur-mu-yayımla-mı değerlendirmesi yerini ikinci kez burada hak eder: buluşu doğru genellik düzeyinde yakalayan birkaç haftalık düzgün bir tarifname yazımı, bir şirketin lisanslamak için para ödeyeceği bir patent ile etrafından dolaşabileceği bir patent arasındaki farktır. Bir üniversite patent tescilinin amacı yalnızca var olmak değil, bir sanayi ortağının ona ihtiyaç duyacağı kadarını kapsamaktır.

Patentin değerini bilmek anlaşmayı gerçek kılan şeydir

Bir akademik buluş, ancak sanayiden biri onu kullanmak için para ödediğinde gelire dönüşür ve bu görüşme, savunulabilir bir değer anlayışı olmadan tıkanır. Bir patentin değeri istemlerinin genişliğine, dokunduğu pazarın büyüklüğüne ve kalan koruma yıllarına bağlıdır; bunu tahmin etmenin yerleşik yolları vardır: maliyet temelli, pazar temelli ve telife dayalı yöntem gibi gelir yaklaşımları. Bir üniversitenin her bildirim için resmi bir rakama ihtiyacı yoktur; ancak bir üreticiyle masaya oturmadan önce, patent değerlemesinin neye dayandığını anlamalıdır. Bu rakam, telif oranını, peşin ücreti ve bir girişimdeki ortaklık payını çapalar; rakamsız masaya oturan bir TTO ise çoğu zaman değer kaybederek kalkar.

Değerleme aynı zamanda portföyü disipline eder. Üniversiteler patentleri ticarileştirdiklerinden daha hızlı biriktirir ve her biri, hakkın ömrü boyunca yükselen yıllık ücretler taşır. Hangi buluşların gerçek bir pazarı olduğunu, hangilerinin bilimsel olarak ilginç ama ticari olarak zayıf olduğunu net görmek, ofisin bütçesini getirinin olduğu yere yoğunlaştırmasına ve gerisini pişmanlık duymadan düşürmesine olanak tanır.

İki çıkış yolu: patenti lisanslamak ya da bir şirket kurmak (spin-out)

Korunan ve değeri belirlenmiş bir buluş, üniversiteden iki kapıdan biriyle ayrılır. İlki, patenti; üniversitenin sahip olmadığı üretim, dağıtım ve sermayeye sahip mevcut bir şirkete lisanslamaktır. Bir patent lisans anlaşması inhisari ya da gayri inhisari olabilir, kullanım alanı veya bölgeyle sınırlanabilir ve peşin ödemeler, cari telif bedelleri ve dönüm noktaları etrafında kurgulanabilir. Bir üniversite için bu çoğu zaman daha temiz yoldur: kurum mülkiyeti elinde tutar, bir gelir akışı toplar ve buluşu yapan akademisyen kanuni payını alırken, ortak ürünü pazara getirmenin maliyetini ve riskini üstlenir. Lisans, patent ileride icra edilirse ya da anlaşma denetlenirse hak zinciri temiz kalsın diye TÜRKPATENT nezdinde sicile kaydedilmelidir.

İkinci yol spin-out'tur: patentin etrafında kurulan, genellikle buluşu yapanın da içinde yer aldığı ve üniversitenin fikri mülkiyet karşılığında pay aldığı yeni bir şirket. Spin-out'lar, mevcut bir firmanın lisanslamasına göre fazla erken ya da fazla platform niteliğindeki, değerin yalnızca adanmış bir geliştirmeyle ortaya çıkacağı buluşlara uygundur. Çok daha fazlasını gerektirirler: kurucular, yatırım ve patentin üniversiteden yeni kuruluşa, şirketin üzerine kurulduğu şeye gerçekten sahip olacağı biçimde usulüne uygun kaydedilmiş temiz bir devri. Durum tespiti yapan bir yatırımcı önce o mülkiyet zincirini kontrol eder ve temel patentine sahip olduğunu gösteremeyen bir spin-out, para toplayamayan bir spin-out'tur.

Her iki yol da ilk haftalarda atılan aynı temele dayanır: yayımlanmadan önce bildirilmiş, açıklanmadan önce başvurulmuş ve para ödenmeye değecek kadar geniş yazılmış bir buluş. Ticarileştirme sonda gerçekleşir, ama başta kazanılır ya da kaybedilir.

Üniversiteniz, araştırma enstitünüz ya da teknoloji transfer ofisiniz laboratuvar sonucundan lisanslı gelire giden yolu kuruyor ve başvurunun, değerlemenin ve lisanslamanın, akademik takvim ticari takvimi aşındırmayı bıraksın diye yürütülmesini istiyorsa, patent uzmanlarımız süreci araştırma dönüm noktalarınızın etrafında kurgulayabilir. İş, gizli bir değerlendirme ve sonucu kamuya açılmadan önce koruyan patent başvurusu ile başlar.